Davranış

Öfke nöbeti: markette yere yatan çocuk ne anlatıyor?

6 dk okuma

Sınıfta sakinleşme köşesinde oturan okul öncesi çocuk

“Markette yere yattı, herkes bize baktı.” Bu cümleyi duymadığımız bir dönem olmuyor. Anlatırken sesin tonu genelde utançla karışık oluyor; oysa anlatılan şey, iki-dört yaş arasında beklenen bir gelişim tablosu.

Nöbet bir tercih değil

Öfke nöbeti sırasında çocuk sizi manipüle etmiyor; o an düşünmeyi yöneten bölge devre dışı kalmış durumda. Bu yaşta duyguyu fark etmek, adlandırmak ve bastırmak için gereken beceriler henüz olgunlaşmamıştır. Çocuk büyük bir duyguyu küçük bir bedende taşımaya çalışıyor.

Bunu şöyle özetliyoruz: nöbet, çocuğun yapabileceğinin en iyisi. Daha iyisini yapabilseydi zaten yapardı.

Bu bakış açısı bir mazeret değil. Davranışın sonucu yine olacak, sınır yine duracak. Ama yetişkinin tepkisi “beni deniyor”dan “zorlanıyor”a döndüğünde nöbetin süresi kısalıyor.

Nöbet anında üç aşama

Sınıfta bir çocuk kontrolünü kaybettiğinde şu sırayı izliyoruz.

Önce güvenlik. Kendine, başkasına ya da eşyaya zarar veriyorsa araya giriyoruz. Gerekiyorsa çocuğu sakin bir alana götürüyoruz. Bu bir ceza değil; kalabalık ve ses, nöbeti uzatan iki şey.

Sonra sessizlik. Nöbetin ortasında açıklama yapmıyoruz. “Neden böyle yapıyorsun”, “bak arkadaşların üzüldü” gibi cümleler o anda hiçbir yere ulaşmıyor. Yanında kalıyor, az konuşuyor, bir cümleyi tekrar ediyoruz: “Buradayım, geçince konuşacağız.”

En son konuşma. Çocuk sakinleştikten sonra, çoğu zaman beş-on dakika içinde, olayı iki cümleyle anlatıyoruz. “Kırmızı arabayı istedin, arkadaşın vermedi, çok kızdın.” Duyguyu adlandırmak, bir sonraki sefer için kelime bırakıyor.

Sınır ve duygu aynı cümlede durabilir

En sık karıştırılan yer burası. Duyguyu kabul etmek, davranışı kabul etmek anlamına gelmiyor.

“Kızabilirsin ama vuramazsın.” İki bölüm de gerekli. Sadece ilk bölüm kalırsa sınır kaybolur; sadece ikincisi kalırsa çocuk duygusuyla yalnız kalır.

Sınır koyarken kısa cümle kuruyoruz. Uzun açıklama, kızgın bir çocuğun taşıyabileceğinden fazla bilgi demek. Açıklamanın yeri, sakinleştikten sonrası.

Evde en sık yapılan dört hata

Pazarlık. Nöbet başladıktan sonra kuralın değişmesi, nöbetin işe yaradığını öğretiyor. Kuralı nöbet başlamadan gözden geçirmek serbest; ortasında değil.

Uzun açıklama. Beş yaşındaki bir çocuk bile öfkeliyken üç cümleden fazlasını işleyemiyor.

Aynı anda iki yetişkin. Anne ve baba birlikte müdahale ettiğinde tepki genelde büyüyor. Bir kişi kalsın, diğeri geri çekilsin.

Utandırmak. “Koca adam oldun, ayıp değil mi” cümlesi davranışı durdurmuyor, sadece çocuğa duygusunun yanlış olduğunu öğretiyor. Kalabalıkta yaşanan nöbetlerde bu cümleye en çok yaklaşıldığı anları biliyoruz; bunu bilerek yazıyoruz.

Nöbeti azaltan şey, nöbet anında yapılanlar değil

Deneyimimiz şu: nöbet sıklığını asıl düşüren şey, günün geri kalanında kurulan düzen.

Uyku eksikliği ve açlık, nöbet ihtimalini belirgin biçimde artırıyor. Markette yaşanan sahnelerin çoğu, akşamüstü ve yemek öncesi saate denk geliyor. Alışverişi çocuğun en dinç olduğu saate almak, tek başına birçok krizi ortadan kaldırıyor.

İkincisi, geçişleri önceden haber vermek. “Beş dakika sonra oyuncakları toplayacağız” cümlesi, ani kesintilerden doğan öfkeyi büyük ölçüde engelliyor. Sınıfta bunu şarkıyla yapıyoruz; ev için kum saati ya da mutfak zamanlayıcısı da aynı işi görüyor.

Üçüncüsü, gün içinde çocuğun karar verebildiği alanlar bırakmak. Hangi tişörtü giyeceği, hangi tabakla yiyeceği gibi küçük seçimler, “hiçbir şeye karar veremiyorum” duygusunu azaltıyor.

Yaşa göre ne bekleniyor?

“Bu yaşta normal mi” sorusuna kaba bir çerçeve vermek işe yarıyor.

İki yaş. Nöbetler en sık bu dönemde. Sebep genelde dil: çocuk ne istediğini biliyor ama anlatamıyor. Nöbetler kısa, ani ve sık. Kelime dağarcığı genişledikçe kendiliğinden azalıyor.

Üç yaş. Nöbetin sebebi çoğunlukla kontrol. “Ben yapacağım” dönemi. Süre uzuyor, ama artık konuşulabiliyor. Seçenek sunmak (iki seçenek, ikisi de sizin için uygun olsun) bu yaşta en çok işe yarayan yöntem.

Dört-beş yaş. Nöbet sıklığı düşüyor ama içerik değişiyor: adaletsizlik duygusu, kaybetmek, sıranın gelmemesi. Bu yaşta duygunun adını çocuk kendi koyabiliyor. “Şu an ne hissediyorsun” sorusu artık cevaplanabilir bir soru.

Genel eğilim şu: üç yaştan sonra nöbetler seyrekleşmeli. Sıklığın artarak devam etmesi, tek başına bir hastalık işareti değil ama bakılması gereken bir sinyal.

Sakinleşme köşesi: ceza değil, araç

Sınıfımızda sakin bir köşe var. Yumuşak bir minder, birkaç kitap ve sıkma topu. Çocuk oraya gönderilmiyor, davet ediliyor; isterse kendisi de gidebiliyor.

Aradaki fark önemli. Ceza olarak kullanılan bir köşe, çocuğa “kızgın olmak yanlış” mesajını veriyor. Araç olarak kullanılan bir köşe ise “kızgınken gidebileceğim bir yer var” mesajını.

Evde de kurulabiliyor: köşe olması şart değil, bir minder ya da çadır yeterli. İki kural işe yarıyor. Birincisi, oraya gitmek hiçbir zaman ceza olmayacak. İkincisi, çocuk oradayken siz de sakin kalacaksınız; yetişkin sesini yükselttiğinde köşe işlevini kaybediyor.

Bazı çocuklar için sakinleşmenin yolu köşe değil hareket: zıplamak, yastığa vurmak, kucaklanmak. Hangisinin işe yaradığını denemeden bilmek zor. Sınıfta her çocuk için ayrı not tutmamızın nedeni bu.

Nöbetten sonra: onarım

Nöbet bittiğinde iş bitmiyor. Kısa bir onarım aşaması, bir sonraki nöbetin şiddetini düşürüyor.

Onarım üç şeyden oluşuyor. Önce fiziksel yakınlık: kucak, sırtı sıvazlamak ya da sadece yanına oturmak. Sonra iki cümlelik özet: ne oldu, ne hissettin. En son da varsa telafi: dökülen şeyi birlikte toplamak, üzdüğü arkadaşına bir şey vermek.

Onarımı özür dilettirmekle karıştırmamak gerekiyor. Zorla söyletilen “özür dilerim” hiçbir şey öğretmiyor; çocuk cümlenin ne işe yaradığını değil, nasıl kurtulacağını öğreniyor. Onarım eylem olduğunda kalıcı oluyor.

Bir de yetişkinin kendi tepkisini onarması var. Bağırdıysanız bunu söylemek zarar vermiyor, tam tersi: “Ben de kızdım, bağırdım, bu doğru değildi.” Çocuk duygusunu yönetmeyi en çok bunu izleyerek öğreniyor.

Ne zaman uzman görüşü

Öfke nöbetleri okul öncesinde beklenen bir şey; ama her tablo aynı değil. Şu durumlarda bir uzmana danışmanızı öneriyoruz:

  • Nöbetler dört yaştan sonra sıklaşarak devam ediyorsa
  • Her nöbette kendine ya da başkasına düzenli olarak zarar veriyorsa
  • Nöbetler yirmi dakikayı aşıyor ve günde birkaç kez tekrarlıyorsa
  • Nöbet dışındaki saatlerde de belirgin bir gerginlik varsa

Kurumumuzda psikolog ya da rehberlik uzmanı bulunmuyor. Bizim yaptığımız, sınıfta gördüğümüz örüntüyü tarihleriyle not etmek ve size aktarmak. Sınıf mevcudunu 12 çocukta tutmamızın nedenlerinden biri de bu: öğretmenin tek tek çocukları izleyebilmesi. Bir uzmana gittiğinizde bu kaydın işe yaradığını çok duyduk; isterseniz gözlem notlarımızı yazılı olarak hazırlıyoruz.

Bu yazıyı paylaş