Beslenme

Seçici yiyen çocukla masada savaşmadan

6 dk okuma

Yemek masasında tabağındaki sebzeye bakan okul öncesi çocuk

Kayıt görüşmelerinde en sık duyduğumuz cümlelerden biri: “Evde hiçbir şey yemiyor.” Sonra aynı çocuk burada, aynı sebzeyi yiyor. Bunun sırrı özel bir tarif değil; masanın kurulma biçimi.

Mutfağımız binanın içinde. Üç öğün her gün taze pişiyor ve menü her ay mevsime göre yenileniyor. Ama bir çocuğun yemek yemesini belirleyen tek şey yemeğin kalitesi değil. Yemeğin nasıl sunulduğu, masada ne konuşulduğu ve yetişkinin ne kadar ısrar ettiği en az onun kadar etkili.

Seçicilik çoğu zaman bir gelişim dönemidir

İki yaş civarında çocukların yeni yiyeceklere karşı temkinli olması beklenen bir durumdur. Tabakta tanımadığı bir şey gördüğünde önce reddetmesi, kendisini koruma refleksinin bir uzantısıdır. Bu dönem çoğu çocukta birkaç yıl içinde yumuşar; yeter ki masa bir mücadele alanına dönüşmesin.

Bir yiyeceğin kabul edilmesi için çocuğun onu defalarca görmesi gerekir. Görmek, koklamak, tabağın kenarında bırakmak, arkadaşının yediğine bakmak da bu tanışmanın parçası. Biz bir sebzeyi menüden çıkarmadan önce en az on kez sofraya koyarız.

Sofrada uyguladığımız beş kural

Porsiyon küçük başlar. Tabak dolu geldiğinde çocuk daha ilk bakışta pes eder. Az koyup “isteyen daha alır” demek, aynı miktarın yenmesini kolaylaştırır.

Yemek ödül ya da ceza değildir. “Bunu bitirirsen tatlı var” cümlesi kısa vadede işe yarar, uzun vadede sebzeyi ceza tarafına yazar. Tatlı da yemeğin bir parçasıdır; pazarlık konusu değil.

Herkes aynı masada, aynı yemeği yer. Öğretmen de çocukla aynı tabaktan yer. Çocuklar yetişkini izleyerek öğrenir; anlatarak değil.

Bir kaşık denemek yeterlidir. Israr etmeyiz ama teklif etmekten de vazgeçmeyiz. “Bugün istemiyorsan tamam, yarın yine koyacağım” cümlesi baskı içermez, kapıyı da kapatmaz.

Yemek süresi sınırlıdır. Masa yarım saatte toplanır. Yemediyse ara öğüne kadar bekler. Bu, açlık ve tokluk sinyallerinin yeniden çalışmasını sağlar.

Evde neyi değiştirmek işe yarar?

Evdeki en büyük fark genellikle şu: çocuk gün boyu atıştırıyor ve masaya aç oturmuyor. Öğün aralarını üç saate yaymak, ara öğünde meyve veya süt vermek çoğu ailede tek başına sonuç veriyor.

İkinci fark, çocuğun mutfakla ilişkisi. Sebzeyi yıkayan, salatayı karıştıran, poğaçayı şekillendiren çocuk o yemeğe farklı bakar. Bıçak gerektirmeyen küçük görevler dört yaşındaki bir çocuk için fazlasıyla uygundur.

Üçüncüsü ise ekran. Tabletle yemek yiyen çocuk ne yediğini fark etmez; tabağı bitirir ama yeni bir tada alışmaz. Ekran kapandığında ilk birkaç gün yenen miktar düşer, sonra dengelenir.

“Hiç yemiyor” gerçekten doğru mu?

Velilerden bir hafta boyunca çocuğun yediklerini not etmelerini isteriz. Listeye bakıldığında çoğu zaman ortaya on beş-yirmi farklı yiyecek çıkar. Bu, sanılanın aksine dar bir liste değildir. Endişe genellikle “sebze yemiyor” başlığında toplanır; oysa meyve, baklagil ve süt ürünleri de aynı ihtiyaçların önemli bir bölümünü karşılar.

Yine de gerçekten dar bir listeyle ilerleyen, kilo alımı duran veya belirli dokuları hiç kabul etmeyen çocuklar var. Böyle durumlarda evle okulun aynı planı uygulaması gerekir; ayrıca çocuğun hekimiyle görüşülmesini öneririz. Kurumumuzda diyetisyen ya da sağlık danışmanı bulunmuyor; bizim yaptığımız, sofradaki davranışı gözlemlemek ve sizinle paylaşmak.

Yeni bir yiyeceği tanıtmanın sırası

Bir sebzeyi tabağa koyup “dene” demek, tanışmanın son adımı; ilk adımı değil. Sınıfta işleyen sıra şöyle:

  1. Görmek. Yeni yiyecek önce masada, başkalarının tabağında bulunur. Çocuğun tabağına konmaz.
  2. Yakında olmak. Sonraki günlerde tabağın kenarına, dokunmadan durabileceği bir yere konur.
  3. Dokunmak. Eline alması, koklaması, parçalaması serbesttir. Bu aşamada yemesi beklenmez.
  4. Dudakla temas. Ağzına götürüp geri bırakması da bir adımdır ve övülmeye değer.
  5. Yutmak. Genelde en son ve en kolay adım.

Aceleyle beşinci adıma atlamak, çoğu zaman baştan başlamak anlamına geliyor. Aynı yiyeceği haftalarca sofrada tutmak sıkıcı görünebilir; ama işe yarayan yöntem bu.

Bir de sunum meselesi var. Aynı sebzenin haşlanmışını reddeden çocuk, fırınlanmışını ya da çorbanın içindekini kabul edebiliyor. Reddedilen şey çoğu zaman yiyeceğin kendisi değil, dokusu.

Yemek yerine masa davranışı

Velilerle konuşurken hedefi değiştirmeyi öneriyoruz: “bugün ne kadar yedi” yerine “masada nasıl durdu”.

Çocuğun masaya oturması, kalkmadan beklemesi, kendi kaşığını kullanması ve yeni bir şeye bakması; bunların hepsi ölçülebilir ve hepsi ilerleme. Miktar ise günden güne çok değişiyor, üstelik çocuğun kontrolünde olmayan bir şey.

Bu hedef değişikliğinin işe yaramasının pratik bir nedeni var: yetişkinin gerginliği düşüyor. Masada ne kadar az gerilim varsa çocuk o kadar çok deniyor. Israrın kendisi, çoğu zaman çözmeye çalıştığı sorunu büyütüyor.

Sofraya oturmadan önceki yarım saat de bunun parçası. Koşarak masaya gelen bir çocuk yemeye hazır değil. Sınıfta yemekten önce el yıkama ve kısa bir sakinleşme aralığı koymamızın sebebi bu; evde de aynı ara işe yarıyor.

Öğün düzeni: gerçek sorun genelde burada

Seçicilik şikâyetiyle gelen ailelerin çoğunda asıl mesele tabakta değil, saatlerde.

Gün boyu açık büfe gibi işleyen bir evde çocuk hiçbir öğüne aç oturmuyor. Süt, bisküvi, meyve suyu ve kraker gibi kalori taşıyan ama doyurmayan ara öğünler iştahı öğünlere kalmadan tüketiyor.

İşe yarayan çerçeve basit: üç ana öğün, iki ara öğün, aralarda su dışında bir şey yok. Ara öğün de öğündür; ayakta ve dolaşarak değil, oturarak yenir. Bu düzeni kuran ailelerde “yemiyor” şikâyeti çoğu zaman iki hafta içinde değişiyor.

Meyve suyu özellikle dikkat gerektiren bir başlık. Sıvı kalori doyuruyor ama besleyiciliği meyvenin kendisinin çok altında. Suyu suyla, meyveyi meyveyle vermek en pratik kural.

Bizim günlük akışımızda kahvaltı 08.45’te, öğle yemeği 12.30’da, ikindi 15.00’te. Çocuğunuz sabah evde yemek istemiyorsa sorun olmuyor; burada aç kalmıyor.

Alerji ve özel beslenme

Besin alerjisi veya hekim tarafından belirlenmiş bir kısıtlama varsa, kayıt sırasında ayrı bir plan hazırlarız. Kurum içi mutfağımızdaki ekip çocuğun adını ve kısıtlamasını bilir, tabak ayrı hazırlanır, sınıf öğretmeni masada takip eder. Menü değiştiğinde alternatif yemek de aynı gün planlanır.

Sabır, tarif değiştirmekten daha etkili

Seçici yeme çoğu zaman bir teknik sorunu değil, bir ilişki sorunudur. Masada gerilim azaldığında, çocuk yiyeceklerle kendi hızında tanışır. Sofrayı savaş alanı olmaktan çıkarmak, herhangi bir tarif denemesinden daha hızlı sonuç verir.

Gün sonunda çocuğunuzun ne yediğini size iletiyoruz. Evde ne olduğunu da bize anlatın; aynı cümleleri kurduğumuzda süreç iki kat hızlı ilerliyor.

Bu yazıyı paylaş